Salgınla mücadelede ülkelerin doğru ve yanlışları

Boğaziçi Üniversitesi’nin Açık Ders Salgın serisi korona virüs salgını hakkında bilimsel ve akademik bilgiyi toplumla buluşturmaya devam ediyor. Serinin son dersinde konuşan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Volkan Yılmaz da salgını sağlık politikaları açısından değerlendirdi. Yılmaz, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde sağlık hizmetlerine yaşanan talep patlamasının ülkelerin sağlık sistemlerinin gücüyle ilgili olmadığını vurguladı. Peki, İtalya ya da Birleşik Krallık gibi güçlü sağlık sistemlerine sahip ülkeler neden yüksek ölüm oranlarıyla boğuşuyor? Doç. Dr. Yılmaz’a göre cevap halk sağlığı hizmetlerinde aranmalı.

Tekfen Holding’in desteğiyle Boğaziçi Üniversitesi YouTube kanalında canlı yayınlarla düzenlenen Açık Ders “Salgın” serisinde bu defa Sosyal Politika Forumu ve Sosyal Politika Yüksek Lisans Programı Direktörü Doç. Dr. Volkan Yılmaz konuştu. 30 Mayıs 2020 tarihinde düzenlenen dersin moderatörlüğünü ise Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Zafer Yenal üstlendi. “Dünyada ve Türkiye’de Salgın Politikaları: Salgından Ne Öğreniyoruz?” başlıklı sunumunda ülkelerin COVID-19 sürecinde edindiği deneyimleri sağlık politikaları çerçevesinden değerlendiren Yılmaz; Türkmenistan, Brezilya, Birleşik Krallık, ABD ve Türkiye örnekleri üzerinden salgınla mücadelede yapılan yanlış ve doğru adımları yorumladı. Doç. Dr. Volkan Yılmaz’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Temel önlemler alınmazsa sağlık hizmetlerine talep patlaması yaşanır”

“Dünya olarak bulaşıcılığı yüksek bir virüsle karşı karşıyayız. Çin’de yapılan bir araştırma bir kişinin virüsü 5,7 kişiye bulaştırdığını gösteriyor ve elimizde henüz aşı yok. Bu şartlarda Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği önlemleri almak dışında yapabileceğimiz bir şey yok. Bu önlemlerden en önemlisi virüsün kontrolsüz toplumsal yayılımını durdurmak yani evde kalmak. İkincisi ise vakaların saptanması, semptom gösterenlere test uygulanması ve temas takibini kapsayan filyasyon aşaması ve veri toplama ve işleme anlamına gelen sürveyans aşamasının devletler tarafından hızlıca uygulanabilmesi. Bunların ardından ise saptanan vakaların izole edilmesi aşaması geliyor.

Bu üç aşama aslında en temel önlemler ve bu önlemler alınmazsa sağlık hizmetlerine başvurmak zorunda kalıyoruz ve bir talep patlaması yaşanıyor. Örneğin, COVID-19 pozitif olan 65 yaş üstü vakaların yüzde 13,8’inin hastaneye gitmek zorunda kalacağı biliniyor. Bu nedenle salgınla mücadelede sağlık hizmetleri aslında son durak olmalı, koruyucu ve önleyici önlemlerin yani halk sağlığı hizmetlerinin önemi bu noktada ortaya çıkıyor.”

“En gelişmiş ülkelerde bile halk sağlığı alanına yatırım yapılmıyor”

“İçinde bulunduğumuz sorun hazır çerçevelerimizle çalışmaya çok uygun değil, çünkü çok farklı boyutları var. Tayland, Lübnan, Yeni Zelanda, Slovakya ve Güney Kore gibi demokratiklik, gelir oranları, sağlık altyapısı gibi açılardan çok farklı ülkeler nüfusa oranla düşük ölüm oranına sahip. Bugünle salgınla mücadelede zorluk yaşayan ABD, Brezilya, İtalya, Fransa, Peru ve Ekvator gibi ülkeler de bu açılardan birbirinden çok farklı. Diğer bir deyişle ülkeler demokratiklik, gelir oranları ve sağlık alt yapıları açısından karşılaştırıldığında bu ölçütlerden hiçbirinin tek başına salgınla mücadelede açıklayıcı olmadığı görülüyor.”

“Örneğin İspanya demokratik bir ülke ama nüfusa oranla ölüm oranı çok yüksek, Çin ise demokratik olmamasına rağmen nüfusa oranla ölüm oranının düşük olduğu ülkeler arasında. Bu örnekler demokrasinin salgınla mücadele önemsiz olduğu anlamına gelmiyor ama tek başına yeterli bir ölçüt olmadığını gösteriyor. Ya da Peru orta – üst gelire sahip bir ülke ama nüfusa oranla yüksek ölüm oranıyla mücadele ediyor. İtalya aslında sağlık altyapısının çok kuvvetli olduğu bir ülke ama yüksek oranlara sahip, Lübnan ise zayıf sağlık sistemine sahip olmasına rağmen ölüm oranlarını düşük tutabilmiş. Bu karmaşıklığın nedeni en gelişmiş ülkelerde bile halk sağlığı hizmetlerinin çok zayıf kalması ve yıllardır bu alana hiç yatırım yapılmamış olması. Devletler korona virüs salgını gibi küresel bir salgının artık tarihte kaldığı yanılgısına düştüler. Ayrıca halk sağlığı alanı kârlı bir alan değil, sağlıkta kâr getiren alanlara yatırıma öncelik verildi ama bu anlayışın ne kadar sorunlu olduğunu bugün gördük.”

Türkmenistan’da neden hala tespit edilen vaka yok?

“Salgın döneminde açık iletişim ve ifade özgürlüğünün önemi Türkmenistan örneği üzerinden anlaşılabilir. Komşu ülkelerinde çok sayıda vaka olmasına rağmen Türkmenistan’da henüz tespit edilen vaka yok. Bu gerçekten ülkede hiç vaka olmadığı anlamına mı geliyor? Örneğin Dünya Sağlık Örgütü hala davet edilmediği için ülkeyi ziyaret edip tespit yapamadı. Türkmenistan ayrıca Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülkeden 179. sırada. Ancak ülkedeki az sayıda alternatif ses karantina bölgesinin genişletildiğini ve restore edildiğini gündeme getirdi, bu da akla ‘Vaka yoksa neden bunlar yapılıyor?’ sorusunu getiriyor.”

“Brezilya’da bilimsel bilginin reddi ve önceliğin ekonomiye verilmesi krizi büyüttü”

“Siyasilerin tercihlerinin ve söylemlerinin korona virüs krizinde nasıl önemli bir rol oynadığı ise Brezilya örneği üzerinden görülebilir. Brezilya aslında tarihsel olarak sıtma, zika, HIV gibi salgınlarla mücadelede başarılı olmuş bir ülke ama bugün 1 milyon nüfus başına ölüm oranının 120 olduğu salgının yeni üslerinden biri halinde. Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro’nun salgınla mücadelede çatıştıkları için kendi kabinesindeki sağlık bakanını görevden aldığını gördük. Burada bilimsel bilginin en yüksek makamlar tarafından reddi söz konusuydu. Diğer eğilim ise halk sağlığı yerine ekonomiyi öncelikli görme yaklaşımıydı ve ekonomi bakanı büyümeye devam etme mesajı vererek çalışanların işlerine gitmeye devam etmesi gerektiğini söyledi ancak 13 Mayıs’ta yapılan büyüme tahminleri yüzde eksi 4,7 olarak revize edildi. Demek ki “önce ekonomi” demek ekonominin kendisini de kurtarmıyor.”

“En eşitlikçi sağlık sistemine sahip Birleşik Krallık’ta bile hastaneler hasta seçmek zorunda kaldı”

“Sürü bağışıklığı yaklaşımıyla gündeme gelen Birleşik Krallık ise aslında sağlık hizmetleri performans sisteminde ilk sırada, çok eşitlikçi bir hizmet anlayışı hâkim; ancak bugün en yüksek ölüm oranına sahip ülkelerden biri. Birleşik Krallık önce davranışçı ekonominin öngörülerden faydalanmayı tercih etti ve ‘İnsanları yasakla eve zorla kapatmak yerine karar alma mimarilerini düzenlersek zaten kendileri doğru olanı seçerler,’ yaklaşımını merkeze aldı. Ancak krizin kötüleştiği ortaya çıkınca kısıtlamalar gelmeye başladı. Sağlık hizmetlerine talep patlamasının yaşandığı bu noktadan sonra çok eşitlikçi bir sistem olmasına rağmen hastaneler hasta seçmek zorunda kaldılar.”

 

“ABD’nin salgına karşı tek önlemi ücretsiz test”

“ABD, hakkaniyet prensibine dayanmayan sağlık hizmetleri sisteminin salgında nasıl sonuçlar verdiğini gösteren çarpıcı bir örnek. Ülkede özel hastaneler ve özel sağlık sigortaları üzerine kurulu eşitsiz bir sistem var ve 2019’daki bir araştırmaya göre ülkedeki nüfusun yüzde 9,1’inin hiçbir sağlık sigortası yok. Bu kadar eşitsiz bir sisteme sahipken ve salgın da kontrol edilememişken ABD sadece testi ücretsiz hale getirdi ama test pozitif çıktığında sağlık sigortanız yoksa ne yapılacağının bir cevabı yok. Bazı eyaletler düşük gelirli kesimlere sağlık sigortasına erişim kolaylığı sağlayan ‘Medicaid’ isimli bir uygulamaya geçti ama bu da ülkenin geneline yayılmış bir durum değil.”

“Türkiye’nin başarısı hareketliliği kısıtlayabilmesiydi”

“Türkiye bugün itibariyle hareketliliğin kısıtlanması sayesinde sağlık hizmetlerine talep patlaması krizinin yaşanmadığı bir ülke. Sağlık hizmetlerine başvurma durağına kadar gerekli olan vaka tespiti, takibi ve veri toplama aşamalarında başarılı olduğumuz için İtalya gibi olmadık. Ancak bu başarı çok fazla hastaneye, medikal cihaza ya da nüfusa oranla yüksek yoğun bakım yatağı sayısına sahip olduğumuz için gerçekleşmedi. Türkiye’nin başarısı anlatılırken hep bunlara referans veriliyor ama iş o noktaya gelseydi salgınla mücadele zor olabilirdi. Bu oranlarda yüksek olsak da hasta başına düşen sağlık personeli sayısında çok alttayız. Türkiye’nin sağlık sistemini güçlendirmek için daha çok sağlık personeline ihtiyaç var. Örneğin bir hemşire tek hastaya bakması gerekirken aynı anda iki ya da üç hastaya bakmak zorunda kalıyor. Ayrıca Bilim Kurulu’nda tek bir hemşire yok, bu çok büyük bir eksiklik.”

“Bilim Kurulu’nun oluşturulması ve sürecin doğrudan Sağlık Bakanı tarafından yürütülmesi çok önemli adımlardı. Brezilya’da sağlık bakanının görevden alınmasının nelere yol açtığını hatırlayın. Ayrıca Cerrahpaşa, Çapa ve Hacettepe gibi kamu üniversitelerindeki tıp fakültelerimizin değerini bir daha anladık, bor madenine verilen değeri bu fakültelere vermemiz gerekiyor çünkü böyle dönemlerde bu kurumların bilgisine ve öncülüğüne ihtiyaç duyuyoruz.”

“Korona virüs küresel bir sorun, aşı ve ilaç da küresel kamu malı olmalı”

“Aşı veya ilaç tedavisi bulunduğu zaman küresel bir kamu malı haline getirilmeli, bulunduğumuz noktada artık ilaca ve aşıya nasıl erişim sağlanacağını konuşuyor olmamız gerekiyor. Eğer piyasadan satın alım yoluyla dağıtım gerçekleşirse gelir düzeyi düşük ülkeler zorluk yaşayacaklar ancak salgının durması için herkesin bağışıklık kazanması ya da tedavi olması gerekiyor, bu nedenle de tüm ülkelerin aşı ve ilaca erişimi olmalı. Çözüm bulunursa aşı ya da ilacın ülkeler tarafından ucuza üretilmesine izin veren halk sağlığını koruma amaçlı muafiyetler kullanılmalı.”

“Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü gibi oluşumların güçlendirilmesi gerekiyor. Bugün DSÖ’nün gelirinin yaklaşık yüzde yetmişi gönüllü ve belirli hedeflere yapılmış bağışlardan oluşuyor. Bu yapılanma bu kadar önemli bir kurumun gücünü kaybetmesine yol açtı. Örneğin bu dönemde İrlanda örgüte katkısını birkaç kat artırdı, ABD ise örgütü bağışlarını durdurmakla tehdit etti. Salgından sonra örgütün finansal yapısının güçlendirilmesi ve ülkelerin zorunlu katkılarının artırılması çok önemli. Ayrıca Türkmenistan örneğinde görüldüğü gibi denetim yapabilmek için ikili iş birliği gerekiyor. Bu nedenle DSÖ’nün en çok test yapılan ülke gibi açıklamalarını örgütün kısıtlamalarını da dikkate alarak yorumlamak lazım.”